Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi Palu’da da birçok devletin hüküm sürdüğünü, ardında bıraktıkları izlerden anlayabilirsiniz. Bu devletlerin inançları doğrultusunda inşa ettikleri dini yapılar ise sayılamayacak kadar çoktur. Bu kadim şehirde yaşamış Ermeni ve Süryani vatandaşlarımızın dini vecibelerini yerlerine getirebilmeleri için birçok manastır ve kilise yaptıkları bilinmektedir. Bu yapılardan birisi ise, zamana ve insan tahribatına karşı halen daha ayakta duran Surp Lusaroviç Kilisesi’dir.
Nitekim, Palu Belediye Başkanı Mehmet Sait Dağoğlu, Agos gazetesine verdiği bir röportajda kilisenin başına gelenleri şöyle anlatmış: “Ben küçükken oraya taş atmak ibadetti. Çocukluğumuzdan öyle hatırlıyoruz. Oraya taş atınca, cennete bir adım daha yaklaşmış oluyordun. Tahrip edildi. Daha sonra, tarihe ve kültüre en ufak bir saygısı olmayan define avcılarının hedefi haline geldi. “
Eski Palu’da Çarşıbaşı mahallesinde bulunan kilisenin kitabesi bulunmadığından, ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor. Bazı kaynaklarda Bizans döneminden kaldığı bahsedilse de, kesin bir bilgi verilemiyor.
Naos kısmı ayakta kalmış olan kilise kare planlı ve üzeri kubbe ile örtülü. Ancak kasnağı sağlam olmasına rağmen kubbesi yıkılmış.
Kubbenin başlangıcına kadar duvarlar taştan, kubbe ve kemerler ise tuğladan yapılmış. Genellikle bütün Ermeni kiliseler kesme taştan yapılmasına rağmen bu gibi farklı formlarda kırma taşlar ve tuğlalarda kullanılıyor. Az bulunuyor olmasından dolayıda kereste neredeyse hiç kullanılmıyormuş. Elazığ civarında incelediğim kiliselerin çoğunda şekilsiz, kırma taşların kullanıldığına şahit oldum. Ayrıca merkezdeki kilisenin ikinci katı tamamen tuğladan inşa edilmişti. Diyarbakır’da da inceleme fırsatı bulduğum kiliselerde ise şekilsiz taşların yanı sıra renkli ve düzgün kesme taşların kullanıldığı gördüm.
Kubbeyi taşıyan kemerler, dört payeye oturtulmuş. Yıkılan kubbenin hemen altında ve dört ayrı yanında silinmesine rağmen kutsal resimlerin kalıntıları halen daha gözükmektedir.
Kubbeden giren güneş ışıkları ortama loş bir ışık verdiğinden olsa gerekti ki, kubbe kasnağına yuvarlak kemerli pencereler yapılmış. Büyük ihtimalle bu pencerelerde renkli camlarla tamamlanıp göze hitap edecek bir ışık karmaşası elde ediliyordu.
Kuzey duvarına açılmış olan büyük bir delik olmasına karşılık duvar halen daha ayaktadır.
Kuzey duvarına ek olarak yapılmış olan bu oda ise vaftiz odası olarak kullanılıyormuş. Kilisenin yapı malzemesini bu fotoğrafta net olarak görebilirsiniz. Şekilsiz taşlarla örülmüş duvarın üstüne tuğla ile yuvarlak kemerli bir apsis oturtulmuş.
Batı duvarı tamamen yıkılmış olmasına rağmen güney duvarı kısmen ayaktadır. Kuzey – Güney duvarları demir boru ile birbirine bağlanmış. Bu demir boruların duvarlarda oluşabilecek herhangi bir açılmayı önlemek amacıyla kullanıldığını düşünüyorum. Nitekim duvarlarda herhangi bir açılma söz konusu da değildir.
Milletler mahşeri olan Anadolu’nun her yerinden tarih fışkırıyor. Yeter ki bu tarihe bilinçli bir şekilde sahip çıkalım!
Fotoğraf&Yazı: Yusuf Yavuz, Hakan Özcan