NEMRUT - KOMMAGENE

Onlar 2000 yıllık Antik Dünyanın derinliklerinde saklı kalmış, en büyük gizemlerinden birisidir. Ölümsüzlüğü ve tanrılaşmayı hedef almış , ama zamana yenik düşmüş bir kral. Pek çok ulustan insanların tapındığı ve korktuğu tanrılar mabedi, eşi görülmemiş devasa boyutta heykeller, bu güne dek yapılmış en muazzam anıtları bile gölgede bırakan bir dağ. Tümü bir sır, ama fazla saklı kalmayacak bir sır.

Kral I.AntiochosGüney Doğu Anadolu Bölgesinin topraklarının bir kısmında küçük bir krallık olan ve Romalılar devrinde bu krallığa Kommagene denilirdi. Kommagene kelime kökeni bilinmemektedir. M.O. 9 yy'da Asurlar döneminde bu bölgede mevcut olan kummuhu krallığında Asur kitabelerinde sıkça bahis edilmektedir. Yapılan araştırmalara göre Kommagene kelime anlamı Kummuhlardan kalma fakat Greek telaffuzunda çıkmış olduğu düşünülmektedir.

Kommagene krallığının efsanevi tanrısı, Kral I. Antiochos'un Parthlara yardım etmesi ile, barış yılları bozulur. Dünyanın en büyük ordusu olan Roma ordusuyla karşı karşıya kalan Kommagene Kralı l'Antiochos, Samsat Kalesine çekilir. Samsat kentine saldıran Roma ordusu Kommagene'nin tecrübeli okçuları tarafından bozguna uğratılır. Bu Romalılar için utanç verici ama I.Antiochos içinse bir zafer, güven ve itibar bırakır. Roma'lılarla antlaşma yapan Antiochos kendi büyüklüğünün eseri olan Nemrut Dağındaki tapınağı inşa eder. Bu tapınak Anadolu, Pers ve Helenistik kültürlerinin sentezini oluşturan antik çağın eşsiz anıtlarında biri olan ve dünyada benzeri bulunmayan bu muhteşem anıt, denizden 2150 metre yükseklikte olan ve dünyamız üzerindeki en etkileyici eserlerden biridir.
 
Ormanlarla kaplı ve Fırat Nehri'nin aktığı ve derin vadilere ayırdığı yüksek dağlar ve bu dağların arasında sıkışıp kalmış ovalar rüzgarlardan korunur, tarıma elverişli topraklarıyla Batı ve Doğu arasında tampon bölge olan Kommagene Krallığının tanıtımını bu küçük ciİte son kalan kutsal yerlerin kalıntılarını gelen ziyaretçilere tanıtımını yapmaktır. Kommagene Kralı I. Antiochos tarafından yapılmış veyahut ataları döneminde yapılmış tarihi yerlerin başta Nemrut dağı olmak üzere Karakuş tümülüsü Arsameia gibi yerler ve abideler olmak üzere 1987 yılında UNESCO'nun insanlık kültür mirası listesine kayıt edilmiş olup, 1988 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Milli Park ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
 
KOMMAGENE KRALLIĞI'NIN KEŞFİ
 
Kommagene Krallığı'nın keşfi 1938'de Helmuth Von Moltke adında Alman subay Türkiye'ye gelmiş, önceleri asker ve danışman olarak Sultan sarayına atanmış, sonraları Osmanlı ordusunda Anti Torosların kuzeyinde ve güneyinde, Malatya ile Birecik arasında askeri gözlemler yaparak, bölgenin ilk haritasını çıkarır. Nemrut Dağını haritasında ayrıntılı göstermesine rağmen bu muazzam eserden haberdar olmamıştır. Moltke Osmanlıya karşı ayaklanan Suriye ve Filistin isyanını bastırmak için Malatya'da üstlenen Osmanlı Torus ordularına Fırat nehri geçiş yollarını ararken önceleri Gerger Arsameia'sına rastlar. Fırat nehri geçiş zorluğu Moltke'yi başka yollar da araştırmaya zorlar, bu araştırmalar neticesinde Nemrut dağındaki tapınağı keşif eder. Bu durumu bir mektupla Berlin'deki Prusya Kraliyet Bilimler Akademisi'ne bildirmesine rağmen bir netice elde edilmez. Nemrut dağı yöre halkı tarafından daha önceleri bilinmesine rağmen ilk yazılı tarih sahnesine 1881-1882'de Karl Sester'in Berlin'deki Prusya Kraliyet Bilimler Akademisi'ne İzmir'deki Alman konsolos yardımcısı vasıtasıyla yazdığı bir mektupla çıkar. Berlin Prusya Kraliyet Bilimler Akademisi bu raporla ilgilenmesi için genç arkeolog Otto Puchtein'in görevlendirir. Ö sıralarda Mısır'da arkeoloji gezisinde bulunan Puchtein konuyla ilgilenmesi için Karl Sester'le Kahire'de buluşur ve Nemrut'a yolculuk 1882 Mart ayında başlar, 1882 Mayıs ayında ise Nemrut dağına çıkarlar.

komagene karlkomagene helmutkommagene theressa goell

İşte Nemrut dağını ilk ve önemli sırlarını açığa vurarak tarih sahnesine çıkar. Bu tarihten sonra Antik Kommagene Krallığı'nın sırlarının çözülmesine hız verilir. 1883'te Osman Hamdi Bey ve Oskan Efendi 1938'de Alman arkeolog Prof. Karl Dorner, Nemrut dağında arkeoloji ve kazı çalışmalarında bulunur. 1947'de Amerikan arkeolog Miss Thrasa Goell yöreye gelerek, Karl Dorner'le bir ekip çalışmasıyla bölgedeki tüm Kommagene kalıntılarında çalışmalarını sürdürürler. Başta Nemrut dağı olmak üzere Kommagene'deki bütün abidelerin azda olsa sırrı çözülmüş sayılır. Uzun yıllar yörede çalışmalarına devam eden Goell kendini bu medeniyete adayarak hiç evlenmedi. Nemrut dağı çevre köylerde kalan Goell, köylülerin niye evlenmediniz? Dediklerinde ben gerek görmedim, ben kendimi bu medeniyetin son anası olarak kabul ediyorum. Çünkü ben burada kazı esnasında çıkan bütün eserlere ana şefkatiyle baktım ve onlara ana gibi davrandım diyordu. Uzun yıllar bölgede kalan Goell, yaşlanır ve bölgeden ayrılmak zorunda kalır. Uzun yıllar çalışmasına rağmen Kommagene'nin gizemini çözemedi ama bir çok bilgi elde etmeyi başardı.
 
KOMMEGENE KUMMUHU'NUN GENEL TARİHİ
 
İlk Asur kitabelerinde bu bölgede bulunan Kummuh şehri adına sık sık rastlanır. Bu kitabelerde adı geçen "Kummuh" şehri Asur valisinin oturduğu yer veya aynı adı taşıyan Asur ilinin merkezi diye bahsedilir. Fakat bu güne kadar adı geçen Kummuh şehrinin nerede ve nasıl olduğu henüz ve kesin olarak ortaya çıkmamıştır. Daha sonra Asur kitabelerinde rastlanan Kummuh, bir coğrafi ad olarak ortaya çıkar. Kummuh ülke adı olarak ilk defa Asur kralı II. Asur Nasurpal (M.Ö. 886)da zikredilmiştir. Asur Nasurpal Kummuh şehri olan Huzirina (Sultan tepeye) geldiğinde Kummuh kralı Hatazilu (Hatasili'nin) kendisine haraç olarak sedir ağacı, gümüş ve altın getirdiğini bahseder. Kummuh (M.Ö. 607'de) Asur egemenliğinden, Babil egemenliğine geçer.
O devirden sonra bu güne kadar Kummuh hakkında hiçbir bilgi elde edilmemiştir. Kommagene hakkında araştırma yapan bilim adamları ve arkeologların araştırmalardaki ortak sonuç olarak, Kummuh Kommagene'nin bir şekli olarak kanaat getirmişlerdir. Asur ülkesinde Kummag veya buna benzer bir şekilde telaffuz edilmişse de, "Kummuh" adı Helenistik çağda Kommagene olarak tekrar ortaya çıktığı bilinmektedir.
Kommagene hakkındaki araştırmalar ise Nemrut dağı kazı ve incelemelerinde elde edilen bilgilere göre Kommagene kralı I. Antiochos'a kadar atalarıyla bağlantıları olmadığı görülmektedir. Fakat Nemrut dağındaki abidede Kral I. Antiochos atalar galerisnde (soyağacında) baba tarafından kendisini Pers kralı I. Dariös (M.Ö. 522-489) bağlar. Bu bağlantı çok eski tarihlere dayanır. M.Ö. 401 yılında II. Artaxerxes ve kardeşi Cyros arasındaki Kaunaxsa muharebesi esnasında I. Antiochos'un atalarından Ornades Pers Kralına yardım eder ve bu zaferden sonra Pers Kralının kızı Rhodogune'yi kendisine eş alır. Muhtemelen bundan sonra baba tarafındaki atalarının Rhodogune'nin torunları olduğunu iddia eder ve Pres'lerden nesil iddiasında bulunur.
 
I.Antiochos kendi ana tarafındaki neslini Mekadonya Kralı Büyük Alaxandar'a (M.Ö. 352-323) bağlar. Bu nesil iddiası Kommagene anası oluveren Loadika ile başlar. Loadika Selevkos Kralı III. Antiochos Grippos'un sonuncu kızı idi. Kommogene Kralı I. Mithradates Kallanikos Loadika'yla evlenerek bu hanedanla uzlaşmayı sağlar. Mithradates Kallanikos I. Antiochos'un babasıdır. Bu sebeple Mekadonlarla nesil iddiasında bulunmaktadır.
 
Nemrut Dağındaki yazıtlarda Kommagene'nin kurucusu Samos diye geçer. Samos Kommagene'nin ilk kralı kabul edilirse daha önceleri Kommagene veyahut Kummuh'un eyalet olduğu tahmin edilmektedir. Samos'tan sonra oğlu Arsames'in tahta geçtiği bilinmektedir. Bu dönem M.O. 3. yy başlangıcı olduğu ve Fırat Arsameia'sı ve Nymphaos Arsameia'nın kurucusu olduğu ve Mithradates Kallanikos'tan dört nesil önce olduğu bilinmektedir. Bu ipuçlarına dayanarak Arsames'in hüküm sürdüğü dönem Selevkosların Anadolu'yu kendi federasyonlarına bağlamaya çabaladıkları bir çağa rastladığını söyleyebiliriz. Arsames'ten sonra Kommagene tahtına kimin geçtiği bilinmiyor.
 
Daha sonra Ptolematos'un tahta geçtiği ve Kommagene sınırlarını genişletmeye çalıştığı fakat bunu başaramadığı bilinmektedir. Ptolematos'tan tahtı devir alan II. Samos Samsat şehrinin kurucusu olarak bilinir. ll.Samos'un oğlu Mithradates Kallanikos Selevkos Kralı III. Antiochos Grypes'un kızı Loadika'yla evlenerek Kommagene tahtını babası II. Samos'tan devir alır. Bu evlililk söz konusu hanedanla uzlaşmayı sağlar. I. Mithradates Kallanikos'tan sonra oğlu I.Antiochos tahta geçer.
 
I. Antiochos döneminde Kommagene'yi ele geçirme isteklerine karşı I.Antiochos ülkesini başarıyla savunur. M.O. 69'da Selevko Krallığı Romalılar tarafından ortadan kaldırılır ve I. Antiochos Roma Kralı Pompeios ile bir antlaşma yapar ve Pompeios Kommagene krallığının egemenliğini tanır. Selevkos topraklarından bir kısmını Kommagene'ye bırakır. Bu dönemden sonra Suriye Roma'nın bir eyaleti olarak kalır. I. Antiochos ülkesini politik kargaşalardan zarar vermeden kurtarır.
 
NEMRUT DAĞI VE HÜYÜK TÜMÜLÜS
 
Bu muhteşem anıtsal alan Kommagene Kralı I.Antiochos döneminde denizden (2.150 M) yükseklikte Nemrut dağı zirvesinde M.0.60 yıllarında inşa edildiği bilinmektedir. Kral I.Antiochos inşa ettiği bu abide için kült yazıtlarda şöyle dile getirmektedir. Bu tanrısal güç benim tanrılara ve tanrılaşmış atalarıma gözle görülür yardımlarını şükran borcu bildim. Tüm tanrıların ortak bir meskeninin oluşturarak atalarıma ve şahsıma yakışanı bu kutsal dağın zirvesinde ebedileştirdim. Gerçekten tanrılara laik bu kutsal alan Zeus-Oromasdas Apollon-Helios-Hermes- Herakles-Artagnes-Aras ve vatanın sembolü olarak, onlarla birlikte yontulmuş bir şekilde her şeyi besleyen Kommagene'nin bir süratini de diktirdim. Aynı taştan tahtlarına oturmuş vaziyette her şeyi duyan tanrıların yanına kendi şahsımın bir sürati da diktirdim. Bu yazıtlar 2000 satır olup, Doğu terasta ve Batı terasta tekrarlanmıştır. Bu anıtsal alanda bulunan tümülüsün etrafındaki teraslar, Doğu ve Batı terasları birbirine benzer bir şekilde tahtlarına oturmuş sıralı halinde bir dizi tanrı heykeli ve onların zıt biçimde iki dizi alçak kabartma heykel mevcut olup, teraslar üç dizi halinde heykeller bulunmaktadır.
 
Kuzey terası ise yerine geçecek halefleri için tasarlandığı ve I.Antiochos'un ölümüyle tarasın tamamlandığı tahmin edilmektedir. Doğu ve Batı teraslarda devasa tanrı heykelleri yapıldığında arta kalan insan yumruğu hacmindeki kırık taş parçacıklarıyla mezar odasının üstü kapatılmış olup, 75 m yükseklikteki bir suni tepe oluşmaktadır. Sismik araştırmalara göre ağırlığı tahminen 600.000 ton gelen ve 30 ton metre küpten oluşan bu kırma taşlar 290 bin metrelik bir alanı kapsamış, bu hesaba göre tümülüsün yüksekliği 150 m iken doruğun bozulmasıyla daha da küçülmüştür. Arkeologların araştırmalarına göre o zamanki mimarlar bu taş parçacıkları mezar odasının üstü daha tutabilsin diye bu taş parçacıklarıyla kapattıkları ve bu yığma taş parçacıklarıyla yapılan bu tümülüs zaman aşımıyla ve Amerikalı arkeolog Miss Goell mezar bölmesini ararken kullandığı dinamitlerden dolayı tümülüsün doruğu yıpranmış bu yükseklik 50 m'ye inmiştir.
 
Bu kutsal abidenin etrafındaki terasların her biri kendi eksenleri üzerinde yapılarak her tarasın oturtması dağın biçimine göre tasarlanmış ve bu teraslar da yontma oyma yapılarak yatakları düz bir terası elde etmek için terastaki çukurlar taş parçacıklarıyla doldurulup teraslan düzgün bir hale getirmişlerdir. Bu teraslar bir birlerine benzer bir biçimde bir dizi devasa tanrı heykelleri ve iki dizi alçak kabartma heykellerinden yapılmıştır. Doğu terastaki tanrı heykelleri Batı terastaki tanrı heykellerinden daha iyi hayatta kalmışlar ama kabartmaların durumları tam tersinedir. Doğu terastaki Batı terastakilerden 10 m. yüksek bir biçimde yapılmış ve Doğu terasta bir bağış sunağı bulunmaktadır. Bu sunak 13x5 13,5 m büyüklüğünde olup, o dönemler I. Antiochos'un doğum günü (1 6 Avendos) taç giyme yıl döneminde, insanlar merasimli bir patika yolları izler, dini törenlere katılarak merdivenli yollardan çıkar ve yıl dönümü şenlikleri yapılan yere varılırdı. Okunan vaazlar dinlenir, bağış sunağında kesilen adak ve kurbanlar seyredilir ve ikram edilen kült yemeklerden yer sunulan şaraplardan içerlerdi. Abide etrafındaki heykelleri yapan o dönemin heykel tıraşları dağın doğal kayasını tercih etmişler, çünkü bu kayalar mermerden daha yumuşak yontulması daha kolaydır. Bu kayaları yontmak için ucu sivri zımbalar, keskiler, törpüler genelde o dönem boyunca Yunan, Mısır ve İran'daki heykel tıraşlar tarafından kullanılan yay veya bir şeritle eğilmiş delgilerden yararlanarak yapmışlardır. Şu an hayatta kalan heykellerin olağan dışı düz oluşlarından ve aşınmış perdahlarından ve cilalarından anlaşılmaktadır. Siyah kabartmalar ise birkaç kilometre doğu taraftaki ovada bulunan kum taşı kayalardan yapılmışlardır. Çünkü bu kum kayaları yontması daha kolay, oyulması zahmetsiz oluşlarından dolayıdır.
 
Bu teras I. Antiochos hayatta iken tamamlanmamış ve ölümünden sonra da olduğu gibi bırakıldığı eksik ve ovadan getirilmeyen kabartmalardan anlaşılıyor ki Antiochos'un halefleri bu terası tamamlamamışlardır. Kommagene'deki abidelerin örneklerini Anadolu'da ilk Lidyalı'lar veya Frigyalılar döneminde yapılmıştır. Bu inanç kuzey Caucasuz dinine üye ama Kurgan medeniyetlerde de sıkça rastlandığı ve bu medeniyetlerde yaygın olduğu söylenebilir. Anadolu'daki bu yöntem mezar soygunculara karşı doğal bir muhafaza olduğu düşünebilir, fakat yöntem krallara has bir yöntem olduğu için belki de bu mezar kapsamalara o abideyi ebedileştirmek amacıyla yapıldığı da düşünülebilir. Kral I. Antiochos kitabelerinde kendi büyüklüğünün eseri olduğunu dile getirmiş işte böyle bir eserin yapımı sözlerini ip uçlarına dayanarak bu tür abidelerin yalnız tanrılara has bir mekan olduğu söylenebilir.
 
DOĞU TERASI
 
Doğu terası üç bölümden meydana gelmiştir. Bir dizi devasa tanrı heykelleri ve bu dizi heykellerin sağında ve solunda iki dizi alçak kabartma ve ortasında bir avlu ve avlunun doğusunda bir bağış sunağı yer almaktadır. Bu terasın heykelleri zaman aşımıyla harabe haline gelmişlerdir. Tanrı heykelleri bir aslan bir kartalla başlar ve bu dizi heykel aynı şekilde son bulur. Tanrı heykellerin sağında ve solundaki alçak kabartmalar atalarını temsilen siyah kum taşlarından yapılmışlardır. Bu heykel ve kabartma heykellerin arka kısımlarında kitabeler bulunmaktadır. Bu kitabeler, kanunlar ve vaazlar soy ağacından bahis etmektedirler. Bu vaazları kanunları okumaları için seremonilere iştirak edenlerin kolay yürümeleri için yollar yapılmıştır.
 
Devasa heykellerin muhafız aslan ve kartalları terastaki yerlerinde avluya düşmüş ve parçalanmışlardır, tanınmayacak şekildedirler. Genel bir kaide üzerindeki sıralı beş tanrı heykelin ortalama yükseklikleri 9 ile 10 m. kadardırlar.
 
Bedenleri orijinal yerlerinde, kafalar avluya düşmüşlerdir. Heykellerin tamamı aynı cepheden temsil edilmiş olup, kolları dirsekten eğilmiş, kafaları hariç bedenleri orjinal yerlerinde durmaktadırlar. Kommagene başlığı hariç diğer heykellerin başındaki tiera olarak bilinen Iran başlığı (kasketi) giymektedirler. Yüzleri çok genç ve dudakları sanki konuşacaklarmış gibi bir ifade içindedirler. Soldaki ilk devasa heykel I.Antiochos'a ait olup, krallara has bir asa tutar gibi gösteriliyor. Kafası orjinal bedeninden ayrılıp oturduğu tahtın arkasına düşmüştür.
 
İkinci devasa heykel Kommagene krallığının tanrıçası sıfatıyla Kommagene'nin kişileştirilmesine ait olup, bolluk ve bereket tanrısını veya bir şehri, toprak parçasını, bir kadını temsil etme pratiğine sahip olup, şehri ve toprak parçasını kişi leşti rmek için Tyçe tanrıçasına benzeyen Fortuna bu ismin sık kullanıldığı Hellenistik dünyasından ödünç kalmıştır. Kommagene'nin tacı bolluğu ve bereketi simgeler. Tacın ön kısmındaki bir demet buğday tanesi ve üzüm, kiraz, nar, incir gibi meyvelerin tacında görülmesi bolluğu, üretkenliği, kadınlarda mevcut olduğu ve bu yüzden bereket tanrıçası ünvanını aldığı bilinmektedir. Nemrut dağı keşif edildiğinde 1882 ve 1950 yılları arasında Kommagene'nin kafası gövdesinin üzerinde sabit'i bundan birkaç yıl sonra şimşek çakması sonucu kafası gövdesinden ayrılmış ve arka tarafa düşmüştür. Zamanla aşınıp tanınmaz hale gelen Kommagene kafası, tacı ve yüzü tanınmaz bir hal almıştır.
 
Üçüncü merkez heykel ise Zeus-Oromasdes'e ait tanrı heykelleri arasında en uzun olanıdır. Bu heykel otuz bir taş bloktan meydana gelen bu merkez heykelin en küçük taş bloğu beş ton, büyük parçası ise dokuz ton ağırlığındadır. Zeus- Oromasdes heykeli üzerindeki yumuşak pelerini göğsünde kıvrımlar oluşturarak sırtına atılmış olan ve bu pelerin bir süs iğnesiyle sol omzunda tutar. Sol elinde ise gök gürültüleri gibi beklenmedik şaşkınlıklar yaratan olaylarla mevcut olan bu heykelin kafası bedeninden ayrılıp avluya düşmüştür. Kafasına bakıldığında yıldızlarla süslenmiş bir taca sahip olduğu açıkça görülmektedir.
 
Dördüncü heykel Pers'lerin güneş ve ışık tanrısına ait olup, tanrıların habercisidir. Bu heykel yirmi yedi taş bloktan yapılmış ve taş blokların her biri altı ton ile bir ton ağırlığında olup, kafasında süslü bir taç bulunmaktadır. Taçlı kafası bedeninden ayrılmış ve avluya düşmüştür. Pers kıyafetiyle görünen bu heykel ilginç bir özelliğe sahiptir. Beşinci ve son heykel Herakles-Artagnas-Ares'e ait olup, savaş ve kuvvet tanrısını temsilen sol elinde Herakles'in sembolü silah gibi kullanmaya elverişli bir ucu daha kalın olan bir değnek tutar. Kafası bedeninden ayrılmış ve avluya düşmüştür. Diğer heykeller gibi kafasında bir taç ve kaba bir sakalı vardır. Bu Pers kıyafetiyle yapılan son heykeldir.
 
Bu devasa heykellerin sağında ve solunda iki dizi alçak siyah taş kabartmaları yer almaktadır. Bu dizi heykeller kum taşından yapılmış olup, onları yerleştirmek için taştan oyuklar yapılarak bu siyah kabartmalar yerleştirilmişlerdir. Zamanla yok olan bu kabartmalar parçalara dağılmış ve her bir parçası bir yana dağılmışlardır. Bu kabartmaların ön tarafında şahsiyeti arka kısmında ise kitabesi bulunmaktaydı. Bu siyah kabartmalar Nemrut dağının doğusunda bulunan ovada yaptıkları ve bu heykeller siyah kum kayalarında yapıldığı ve doğudaki ovada bu taşlardan varoluşu ve burada tamamlanmamış ve eksik kalmış kabartmalar burada bulunmakla beraber, araştırmacılar bu dizi kabartmaların hayatta kalan parçacıkların batı terastaki özdeş kabartma doğrultusunda doğu terasının kabartmaları kral I.Antiochos baba tarafındaki ataları olduklarını göstermektedir.ü
 
Doğu terasta devasa heykellerin sağında ve solunda bu alçak siyah kabartmaların I. Antiochos'un ana ve baba tarafındaki atalarını temsil eden ve siyah kum taşından yapılmış kabartmalardır. Kuzey taraftaki dizi halindeki bu kabartmaların I.Antiochos'un ana tarafındaki ataları oldukları ve Kaide I büyük Alaxandar, I. Nikator, I.Safor Seleukus, II.Theas Antiochos, II.Kallanikos Antiochos, III.Antiochos Selukos, IV. Philişator, I.Demetrios Selukos, IIX. Nikator, Vll.Philo Metordemetrios, I.Mİthradetes Kallanikos ve son sırada yer alan kabartma I.Antiochos'un babasıdır. Bu siyah taş kabartmalar zaman yenik bir şekilde parçalara dağılmış ve tanınmayacak bir hal almışlardır.
 
Doğu terasta bu kabartmalarda sağlam yalnız birkaç tanesini görmek mümkündür. Bu sıralı kuzey tarafı ise I.Antiochos'un baba tarafındaki atalarını simgeler kaide bir de Pers kralı Darios, I.Xerxes, I.Artexerxes, II.Darios, II.Artexerxes, I. Aroandes, II. Aroandes, III.Aroandes, I.Mithranes, IV.Aroandes, I.Sanios, I.Ptolamaios, I.Samos, I.Arsames Mithradetes Kalanikos. Böylelikle doğu terasta atalarını ve nesil iddiasında bulunmuştur. Terasın doğusunda ve tanrı heykellerinin tam karşısındaki bağış sunağı vardır. Bu sunak I.Antiochos'un yıl dönümü şenliklerinde kurbanlar kesilip, bol miktarda tütsü güzel kokulu otlar tanrıların şerefine laik testilerle şarap bağış sunağında dağıtılır.
 
Kült heykellerin arkasındaki yazıların başlangıcı Büyük Kral I.Antiochos Theos, Dikaios Epiphanes, Philoromaios ve Philenellene, Kral Mithradates Kallanikos ve Kraliçe Laodika'nın oğlu büyük Kral I.Antiochos bütün bir sonsuzluk için kendi hatır sever çalışmaları bozulmamış harflerle kutsanmış temeller üzerinde kayıtlıdır.
 
Ben bütün varlıkların sadece insanın sahip olacağı en güvenli şeyler olmadıklarını ve aynı zamanda erkekler için zevk alacakları şeyin dindarlık olduğunu düşündüm ve aynı zamanda dindarlığımın ordum için de güzel bir talihin kaynağı olduğunu ve mutluluk verici bir zevk olduğunu düşündüm. Krallığımın en güvenilir bir muhafızı ve kutsallığın eşsiz bir neşe olduğunu gören biri olarak hiç umulmadık şeyleri beklemediğiniz bir şekilde başardım ve ömrümün geri kalan kısmını kutsanmış bir şekilde geçireceğime ve atalarıma ait krallığı devir aldığımda tahtıma bağlı ülkenin ve bu ülkenin bütün tanrılarının bir ortak meskenini yaptığında daha önce düşündüğüm dini bir karardı. Bu ortak tapınağın atalarıma ve benim şahsıma yakışacak bir biçimde ebedileştirdim. Her yıl bu kutsal dağda ve benim krallığımın devir alma ve taç giyme yıl dönümlerinde Kommagene'deki bütün anıt ve tapınaklar çiçeklerle donatılacak ve şenlik hazırlıkları en güzel bir biçimde tamamlanmış bir şekilde şenliklere başlanacak.
 
Bu şenlikler kutsal dağın tepesinde düzenlediğim bir şekilde her kesin katılması ve bu şenlikleri izleme ve okunan vaazları dinleyip, ikram ettiğimiz kült yemeklerden yiyip sunduğumuz şaraplardan içip ve benim yaşayış tarzıma uygun bir şekilde ve şahsıma yakışacak bir biçimde olması ve buyurduğum bu şenlikleri ve şenlik buluşmalarını kirletmeyen veya başka bir düzene sokmaya şerefimi kırıcı her hangi bir tertibe tevesül ettiğinde cezasız bırakmayacak ve tanrıların da gazabını alacaktır. Tanrılaşmış atalarıma göstermiş olduğumu ilahi saygı tanrısal bir emirdi. Daha önce de birkaç vesile ile göz önüne sermiş olduğum bu ilahi saygı benim dindarlığımın bir örneğidir. Bir çok vesile ile olduğu gibi bu vesile ile de çocuklarımın ve torunlarımın güzleri önüne sermiş bulunmaktayım. Benim soyumdan olan benden sonra soyumuzun akrabalık şerefini durmadan yücelteceklerini ve beni örnek alarak ömürlerini sonuna kadar kendi şanlarına göre yaşatacaklarına ve bu güzel örneği sürdüreceklerinden hiç şüphem yoktur.
 
Bahsettiğim şenlik kutsamalarını tanrılaşmış atalarımın ve benim nizamnamesinin bizim soyumuzdan rahiplerin öngördüğü gibi Pers kıyafetiyle dinimizin gereği üzere ulamalarımızla birlikte Kommagene'deki bütün anıt ve abideleri çelenklerle donatılacak ve tanrılaşmış soyumuzun kutsal anma törenleri için ayırdığım toprak mülkiyetine gelirini kullanarak bizim abidelere ve tapınaklara bol miktarda tütsü ve güzel kokulu otlar sunulacak ve merasimli bir şekilde törenler başlatılacak. Adanmış adaklar ve kurbanlar kesilerek davetli misafirler ve bütün yerli halk davet edilerek herkes bu şenlik yemeklerinden yiyip kült şaraplardan içecek ve şenlik tadına varacaklaradır. Kutsal anıtlardaki ortak toplantılarda herkes katılabildiği sürece kimseler tarafından takip edilmeyecek ve herkes hür bir şekilde istekleri doğrultusunda bu şenliklerin tadını çıkaracak. Benim ve atalarımın ve dindar soyumun şanı herkes bunu görecek ve dindarlığımın ve gücümün ve kudretli bir geleneğe sahip olduğumu ve ilahlar katında şanımın yükseldiğini ve benim soyumun bu geleneği sürdürmelerini aksi takdirde bu geleneğe karşı asi olanların tanrı tarafından cezalanacaklarından eminim.
 
KUZEY TERAS
 
Bu terasta hiç heykel yoktur. Kült seremonileri esnasında bir toplama yeri olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Seksen metrelik bir duvarın ve kum taşından yapılmış oyukların kalıntıları şu an mevcuttur. Bu terasta araştırmacıların incelemeleri neticesinde kral Antiochos'tan sonra yerine geçecek halefleri için tasarlandığı ve teras Antiochos ölümünden sonra eksik kaldığı bilinmektedir
 
BATI TERASI
 
Bu terasta bir dizi heykel iki dizi alçak kabartma olmak üzere üç dizi heykel ve bir avludan oluşmaktadır. Devasa tanrı heykellerin güneyinde ve batısında yer alan bu kabartmalar şu an alçak bir taş duvar ve heykellerin konulduğu oyuklar görülmektedir. Bu terasla doğu terası birbirlerine çok benzer. Fakat bu terasta bağış sunağı yoktur.
 
Bir harabe görünümünü alan batı terası siyah kabartmalar bu terasta çok şanslıdırlar. Doğu terasta birkaç tanesi hayatta kalmışken bu terasın durumu çok farklıdır. Doğu terastan gelen merasim yolu kuzey terastan geçerek batı terasa geldiğinde bir aslan ve bir kartal heykeliyle bu yol son bulur. Bundan sonra siyah kabartmalar başlar. Tanrı heykelleriyle aynı sırada olan bu el sıkma sahneleri bir aslan ve bir kartal heykeliyle başlar ve aynı düzende son bulurlar. Bu el sıkma (tokalaşma) sahneleri Perslerin dini törenlerinin bir parçasını teşkil etmektedir. Doğu terastaki kabartmalarda hemen hemen hiçbir iz kalmazken batı terastaki kabartmaların durumu epeyce iyidir. Bu kabartmaları yapan sanatkarlar, bu çeşit taş çalışmalarına aşına oldukları izlenimini verir. Kabartmaların yapılış şekli gözler ve kafalar yan görünümüyle yapılmıştır.
 
Bir tahta oturulmuş olarak gösterilen Zeus- Oromasdes'in figürü ve yanında çıplak olarak yapılan Herakles, onları temsilen önde gösterilmiştir. Kabartmaların dizisi, kum taşından yapılmış ve bir bekçi aslan ve bir kartalla başlar ve aynı şekilde sona erer. I.Kabartmanın durumu neredeyse fark edilmez durumdadır. I.Antiochos'un Kommagene krallığını kişileştirmesiyle olan tanrıça Kommagene ile el sıkmasını temsil ederdi. 2. kabartmanın ise I. Antochos ile Apollon-Mithras'ın el sıkmasını temsil eder ve diğer kabartmalar gibi yan görünümüyle elinde bir asa tutar.
 
Başında aslan figürleriyle süslenmiş krala ait bir taç ve ağır bir kumaştan yapılan bir merasim kostümü giyer. Bu kostüm, bir iple bağlanmış ve ata binmek için, kolaylık olsun diye bacaklarının arasına bağlanmıştır. Onun hançerinin kılıfı, 5 adet aslan kafasıyla süslenmiştir. Apollon-Mithras krala ait bir asa tutar ve bir kral gibi giyinmiştir.
 
Frigyalıların kasketiyle görünen başlığı bir ışın demetiyle süslüdür. Sol elinde, iki kenarlı bir kama ile görülür. 3. kabartma ise, I. Antiochos ile Zeus- Oromasdes'in el sıkma stilini temsil eder. Zeus'un oturduğu tahtın sağında ve solunda çift grifon biçiminde olan boynuzlu aslan kafaları ve kartal pençeleri ile oturtulmuş olarak gösterilir.
 
Dördüncü kabartma ise I.Antiochos'u ve Herakles-Artagnes-Ares'i temsil eder. Kral daha önce kabartmalarla benzer bir biçimde portre edilmiştir. Herakles ise değneği ve aslan postuyla çıplak olarak gösterilir.
 
BURÇLAR KUŞAĞI ASLANI
 
Dört tane el sıkma kabartmanın yanında ve ayın hizadaki aslanın uzunluğu 1.25x2.40 m. olan ve ön taraftan görünümüyle, sol taraftan ileri adım atan bir dikili taş üzerine portre edilmiştir.
 
Bu kabartma aslan sekiz tane figür... on dokuz tane yıldız ve göğsünün arkasında on altı tane ışınıyla , üç büyük yıldız vardır. Greek tanrılarının yıldızları olan Jüpiter, Merkür, Mars ve sırasıyla Zeus-Oromasdes, Apollon-Mithras, Herakles- Artgnes-Ares'in gezegenleri olduklarını belirtir.
 
Aslanın boynundaki hilal Kommagene'yi sembolize ediyor. Bu aslan kabartması, falın en eski tabiri olarak bilinir ve aslan burcunun, burçlar kuşağına ait başlangıcıdır. M.O. 10 Temmuz 62'de bu gezegenlerin durumunu tasvir ederdi. Yıldız falcıları, bu tarihten birkaç ay veya birkaç gün önce Mars'ın Regulus'a çok yakın olduğunu 7 Temmuz 62'de Toros Dağında güneşin doğuşuna kadar pırıl pırıl parlayan bir gezegen grubunun olmuş olması gerektiğini hesapladılar. Bu beklenmedik olay yıldız falcıları ve Kommagene falcıları tarafından tanrıların yıldızları olarak ve ayı yavaş yavaş I.Antiochos'un yıldızına doğru hareket ettiğini ve onu selamladığını bir başka değişle burçlar kuşağı aslanına eşlik eden 4 simge ile onaylanmış olarak I.Antiochos ve üç tanrı, bir tanrıça arasında meydana gelen bir dizi sembolik el sıkma olarak yorumlanmış olmalı. Bu terastaki devasa tanrı heykellerine gelince doğu terastakilerden daha çok kötü durumdadırlar. Bedenlerinin hem kafaları, hem taş blokları yere düşmüş ve avluya dağılmışlardır.
 
Bu heykeller tıpkı doğu heykelleri gibidirler. Heykel dizisi bir aslan ve bir kartalla başlar ve yanı şekilde son bulurlar, ilk heykel I.Antiochos'a aittir. O, genç ve sakalsız olarak kafasında kral tacı ile gösterilmektedir. İkinci heykel Kommagene krallığının kişileştirilmesini oluşturan, Kommagene'yi temsilen genç bir kız olarak gösterilir. Kafasında bir taç görülmektedir. Bu tacın üzerinde meyvelerden nar, incir, üzüm ve armut, tacın ortasında ise arpa başaklan bulunur. Bu da üretkenliğin ve bereketin sembolü olarak gösterilmektedir. Üçüncü heykel Zeus-Oromasdes'e ait olup kafasında bir taç ve kaba sakalı ve bıyıklı olarak gösterilmektedir. Dördüncü heykel Apollon-Mithras'a ait olup kafasında bir taç, sakalsız bir genç olarak gösterilmektedir.
 
Beşinci heykel Herakles-Artegnes'e ait olup, başında bir taç ve kalın kaba sakalı ve bıyıklı olarak gösterilmektedir.Tahtlarına oturmuş şekilde bir zamanlar yapılan tanrı heykellerine zıt biçimdeki kabartmalar dizisi I.Antiochos'un baba tarafındaki atalarını ve onlarla yan sıradaki kabartma dizisinde ana tarafındaki atalarının ve onlarla yan sıradaki kabartma dizisinde ana tarafındaki atalarını temsilen yapılmıştır. Bu kabartmalardan ancak birkaç tanesi günümüze kavuşmuş, diğerleri yok olmuşlar, kabartmaların dik durması için yaptırılan oyuklar ve onların önlerindeki bağış sunakları orijinal yerlerinde olup günümüze iyi bir şekilde kavuşmuşlardır.
 
FIRAT ARSAMEİA'SI (GERGER KALESİ)
 
Yeni ismiyle Gerger kalesi olan Fırat Arsameia'sı, Fırat nehri kenarında ve Gerger'e bağlı Oymaklı köyünün karşısında sarp kayalar üzerinde inşa edilen kalenin giriş kapısına bitişik kaya yüzeyi üzerinde yazılan kitabenin hayatta kalan yazıtlara göre bu kale Arsemes döneminde inşa edildiği ve buraya ilk yerleşenler Arsames ve kabilesi olduğunu bildirmektedir. Fırat nehri kenarında sarp kayalar üzerinde harçsız olarak inşa edilen Gerger kalesi ve Arsameia'sı doğudan gelecek tehlikeleri, Fırat nehrinin doğudan başlayarak kale yanında bir kavis çizerek güneye doğru akan ve geçilmesi zor olan nehrin sağladığı doğal muhafaza coğrafyanın güvenliğini kendiliğinden sağlamış olmaktadır. Bu mabet Arsames'ten sonra Kommagene kralları tarafından tapınak haline getirilip, I.Antiochos döneminde bir kült sitesi haline getirilmiştir.
 
Buradaki kitabelerin yazıtları şöyle başlamaktadır: Bu yerleşim birimi atam Arsames'ten bizlere armağandır, buraya lütfedip kendi ismini verdi. Kim ki bu yeri bozar ve çıkarları için değiştirirse, Apollon ve Herakles'in hedefi şaşmayan oklarına ve Zeus'un yıldırımlarıyla vurulacakları ve tanrıların gazabını alacaklarını hatırlatılır.
Gerger Kalesi bir dış site ve bir iç siteden oluşmaktadır. Dış sitenin en etkileyici abidesi 4x2,7 metre gelen bir kabartma heykeldir. Bu kabartma heykel kale girişinin kaya üzerine yontulmuş ve alttaki yazıtlarda bu kabartma heykel Kommagene'nin ilk kralı Samos anısına yapıldığı yazılmaktadır. İç site ise bir dizi odalar ve su sarnıçları ve kale surlarına yazılmış 13 yy Memluk dönemine ait Suriye el yazıları bulunmaktadır.
 
NYMPHAIOS'DAKİ ARSAMEİA (ESKİ KALE)
 
Yan yana iki tepede kurulan ve Nymp nehrini barındıran bu yerleşim birimine Nymphaios Arsameia'sı denilmektedir. Buradaki kitabelerin yazılarına göre buranın yerleşim birimi M.O. ikinci yüzyılın başına denk düşer. Buraya ilk yerleşenler aynı yüzyılda l.Antiochos'un atası Arsames ve kabilesi idi. Bu yerleşim birimini saray olarak kullanan Arsames buraya kendi adını vermiştir. Bu ilk periyodun geriye dönük hiçbir kalıntı bile hayatta kalmayıp M.O. birinci yüzyılın ortasında Kommagene kralı Mithradates Kallanikos döneminde burası tekrar inşa edilip, burası onarılıp kral Mithradates kendisi için görkemli bir mezar inşa eder. Mithradates Kallanikos'tan tahtı devir alan oğlu I.Antiochos bu yerleşim birimini bir site haline getirip kültür merkezine dönüştürür.
 
Adı geçen bu Arsameia'yı Fırat nehrinin kenarındaki Arsames döneminde kurulan ve buraya da Arsameia denilen bu yerleşim biriminden ayıran I.Antiochos buraya Nymphaios Arsameia adını vererek burayla ilgili yapılan değişiklikler hakkında buradaki kült kitabelerinde genişçe anlatmaktadır. Bu yazıların başlangıcı aynen şöyle devam etmektedir: Tükenmez kaynaklardan beslenen çift memeü Nymp çayını barındıran bu yerleşim birimini benim atam Arsames kurdu. Bu şehir kendiliğinden de iki tepeye ayrılmış ve ortasında akan nehir tabiat şartlarına uygun olarak iki yakalı bir şehir oluşturur. Bu şehri ilk kuran atam Arsames lütfedip kendi adını bu yerleşim birimine vermiştir. Burada kurulan kalenin aşılmaz yapısını kuvvetlendirecek bir üst kurarak savaşlarda hayatımızı koruyacak tehlikesiz sığınaklar yarattı. Bu yazılar düzgün bir şekilde devam etmektedir. Eski kaleye giden ve bir zamanlar dinsel törenler için kullanılan bu zig zağlı yolun ilk heykeli Mithras Helios'a aittir. Yüksekliği 4,4 metre gelen bu kabartma heykel yan görünümüyle portre edilmiş olup Greeklerin ayakta duran güneş tanrısı Mithras-Helios'u simgeler. Yan resimde görüldüğü gibi tacının etrafındaki güneş ışınları ve bütün vücudunu saran elbiseleri ve elinde bir dal tutan bu kabartma güneş tanrısı Mithras, Helios simgeleri ve aynı zamanda tanrıların habercisi olarak bilinir.
 
Bu kabartmaya gelince zig zağlı yolun orta kısmında ve kült mağarasının alt kısmına dikilen ve ı.Mithradates Kallanikos ve I.Antiochos'a ait olup-yan görünümüyle portre edilmiştir. Antiochos'un sol elinde dini törenler ve ayinler esnasında Mazda Papazları tarafından kullanılan bir demet ince kutsal budur ağacında dal tutar. Sağ kolu ise babasının portresine veya daha olası tam karşısında akan Nymp nehrini göstermiş olabilir.
 
İkinci kabartma heykele gelince belden yukarısı zamana yenik düşmüş, yok olmuş ve belden aşağısı orijinal yerinde bulunmaktadır. Bu kabartma heykeller I. Antiochos döneminde yapılıp, kült seremonilere katılmak için gelen misafirleri selamlamak amacıyla yapıldığı düşünülmektedir. Bu kült sitenin en ilginç abidesi inişi 10,6 metre olan ve 9x1 0 metre bir zemin bölümüyle kayadan yontulmuş bir tünelden ibarettir. Bu abidenin gizli zemin bölümünün ilk örnekleri tarih öncesine dayandığı tahmin edilmektedir. Bu dönem boyunca Mithras'ın dini ayinlerin yapıldığı mağaralar olarak bilinmektedir.
 
Bu dine yeni girenlerin resimde görülen mağara ve buna benzer kült mağaralara girer birkaç gün veyahut daha fazla oruç tutup ibadet ettikten sonra "Külte" kabul edilmiş bir şekilde inançlı biri olarak doğan güneşe yeniden doğmuş gibi günahsız biri olarak güneşe çıkılırdı. Kendi kaderine bırakılmış I. Kült mağaranın bir zamanlar girişin iki tarafında kabartma heykellerle süslenmiş mağaranın girişin sağında bulunan heykel I.Antiochos ve Mithras-Helios'la el sıkışmasını gösteren bir rölyefi bu kabartma kazı çalışmaları esnasında bulunmuş yalnız belden yukarısı hayatta kalmış bu heykel orijinal yerinde durmaktadır ve mağaranın sol tarafında ise bir zamanlar bir aslan ve kartalla süslenmiş şimdi bu kabartmadan geriye hiçbir şey kalmamıştır. Üst resimde görülen bu kült mağarası Mithars ayinleriyle bağlantılı olduğu ve tünel uzun bir geçit geniş bir kabartma ve Mithras ayinleriyle ilgili uzunca Greek yazılarla yazılmış bir kitabeden oluşmaktadır. Yüz elli sekiz metre uzunluğunda olan bu tünel sona doğru genişler ve yaklaşık 4x3 metrelik bir oyuk biçimini almaktadır. Tünelin çıkışına rastlanmadığı için çıkışı yoktur deniliyor. Yaklaşık 3x3 1x8 metre gelen bu tünel ve tünelin üstüne diktirilen bu kabartma heykel kült yazısı için duvar kesildiğinde elde edilmiş sert ve berrak kireç taşı bloklarından kesilmiş ve yontularak oyulmuştur.
 
Kral I.Antiochos'a bakıldığında gömleği ve pantolonu vücuduna yapışık bir şekildedir. Bu kumaş ipek olduğu içindir. Gömleğinin üzerinde deriden yapılmış bir kemer geometrik dizaynlarla oyulmuştur. Yakasının etrafındaki aslan çizimleriyle bir zırhlı göğüs giyer. Belindeki büyük kemerin altında bir cins ağır kumaştan veya ince deriden yapılmış, düz bir etek giyer. Belindeki kamada beş adet aslan kafasıyla süslenmiş ve kemere asılı olarak belinde durmaktadır.
 
Tacı yaprak, kuş tüyü ve aslan motifleri ile süslenmiş olup sol elinde ise uzun bir asa tutar. Belki de bu asa dindarlığın bir göstergesi ve yahut dini törenlerde ve ayinlerde mazda papazları tarafından kullanılan budur ağacından bir asadır. Sağ eli ise Herakles'e doğru uzatılmış, tokalaşma, dostluk ve barışın bir göstergesidir. Bileğinde bilezik vardır. Bu model kahramanlara ait bir gelenek olarak Greek tarzında portre edilmiş anlaşılıyor ki o dönemlerde ziynet eşyası yapıldığı ve altın, gümüşün işlendiği bir dönemdir. Yan tarafındaki kalın ve kıvırcık sakalıyla ve çıplak gösterilen Herakles göğüs kaslarının taslağı çizilmiş yapraklardan oluşan bir taç giyer. Tacı muhteşem bir şekilde süslenmiş ve kafası krala doğru çevrilmiştir. Tacı dikkatli bir şekilde işlenmiş ve sol elinde bir değnek yapılmış ve bu sopa onun simgesini taşımaktadır. Onun sırtının arkasında bir aslan postu sopanın altında fark edilmektedir. Bu şekilde portre edilmesi güç ve kuvvetin sembolüdür. Tünelin girişi üzerindeki kaya yüzeyine yazılmış dört sütun halinde uzun kült yazıları vardır. Bu yazılar Greekçe yazılmış en uzun kitabesidir.
 
Bu kitabe Kral I.Antiochos döneminde yazılmış olup, Nymphaios'taki Arsameia'sını kuruluşunun topografyasını ve Kral I.Antiochos'un yaptığı hünerli işlerini halkın mutluluğu için sarf ettiği emekleri ve dindar ve tanrılaşmış atalarının tanrılara yakınlığını ve baba tarafındaki atalarının inançlarına uygun ve yaraşır bir şekilde kendi durumunu hayatta uygun bir şekilde gösteren kendi tasvirleri ile bütün tanrıların ortak bir meskenini yaparak ebedileştirdiğini ifade etmektedir. Arsameiada yapılan kazılar sonucu yedi metre genişliğinde merdivenli geçit tören yolu gün ışığına çıkarılmıştır. Bu tören yolu bir zamanlar görkemli bir kapıyla başlar ve bu kapının her iki tarafına aslan ve boğa heykelleri oturmuş bir vaziyette ve Kommagene krallığını simgeleyen sütunların üstünde kral I.Antiochos'un ve onun anası Laodika'nın heykelleriyle süslenmiştir.
 
Bu heykellere ait kafaları yalnız bulunabilmiş ve bu kafalar şimdi Gaziantep Müzesinde sergilenmektedir. l.Mithradates Kallanikos'un mezarlığına giden bu tören yolu ve mezarın yanında bulunan odaların döşemeleri beyaz mavi ve kırmızı taş mozaik parçacıklarından yapılmış ve bu kalıntılarda yazılmış isimsiz bir yazar tarafından 12 yüzyıl Suriye el yazısının kayıtlarına göre Perar köyünün Bersüma manastırını (kilisesini ) inşa etmek için uzakta bulunan bir dağın tepesindeki Pegal inşaatına götürdüklerini açıklanmıştır. Arsameia'daki kitabelerin kayıtlarında I.Mİthradates'in mezarı burada olduğunu ve şuan bile bu mezar kalıntıları bile yok olduğunu buna açıklık getirmektedir. Buradaki araştırma ve kazılar sonucu platonun doğusunda iki katlı bir oda ve bir zemin katlı odanın harabelerine rastlandı. Bu odaların içinde bulunan kireç, harç kalıntılarından dolayı bu odalara arkeologlar "harç odaları" olarak adlandırdılar. Bu muhteşem eserlerden günümüze ancak birkaç kalıntı kalmıştır.
 
YENİ KALE
 
Kahta'ya 26 km. uzaklıkta Koçhisar köyünün karşısında bulunan ve bu gün görülebilen kalıntıların orta çağa ait olup I.Antiochos dönemine kadar geriye dönük hiçbir kalıntı bile hayatta kalmadığı için bu kaleye Yeni Kale ismi verilmiştir.
 
Yeni Kale yalçın kayalar üzerinde kurulmuş ve Nymp Nehrinden suyu almak için kayalar dibinden başlayan sarp ve basamaklı geçide yalnız kaleden ulaşabilen ve Nymp Nehrine inen bu basamaklı geçit mevcut suyu himayesine alır ve kaleyi gelecek tehlikelerden korur. Sarp ve yalçın kayalar üzerinde kurulan bu kale bir iç ve bir dış kaleden oluşur. Dış kalenin içinde bir cami, bir hamam, iki sarnıç ve bir dizi odaları olan bu kalenin çapraz kabarık çizgili tonoz çatısıyla ve bir salonun harabeleriyle günümüze kadar görsel olarak iyi şartlarda hayatta kalabilmiştir.
 
Bu kale 12.yy'dan başlayarak Artukların, Rum Selçukluların, Memlukların ve Osmanlıların himayesine giren yeni kale bir çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu kalede bulunan Arapça yazılar 13.yy memluk dönemine ait olup Kommagene'lere ait hiçbir kalıntı bile hayatta kalmadığı için buraya yeni kale ve karşı kıyıda kurulan ve yeni kalenin zıt kıyısındaki kaleye de eski kale ismi verilmiştir. Çok sayıda medeniyetlere ev sahipliği yapan bu kale kendi kaderine terk edilmiş bir şekilde sanki zamana meydan okurcasına günümüze çok iyi bir şekilde kavuşabilmiş eserlerden bir tanesidir.
 
CENDERE KÖPRÜSÜ
 
Eski adıyla Chabinas deresi olan Cendere suyunun aktığı bu derenin iki yakasını birleştiren bu köprü Roma döneminde en muhafaza edilmiş abidelerden bir tanesidir. Köprüye bakıldığında bir birine benzer üç adet sütun bulunmaktadır. Bu sütunların üzerendeki yazı kayıtlarına göre bu köprü M.S. 198-200 yılları arası XVI. Roma Lejyonu tarafından Pathia'ya karşı başlatacak askeri seferleri kolaylaştıracak bir yapı projesi uygulanmıştır. Daha evvel İmparator Vespesian tarafından inşa edilen bu köprü M.O. 69-79 yılları arasında ne sebepten dolayı yıkıldığı bilinmemektedir.
 
Roma Lejyonu tarafından aynı yerde inşa edilen Cendere Köprüsü Septimos Severos ve askerlerin anası olarak bilinen eşi Julia Dumna anısına yapıldığı bilinmektedir.
 
Cendere Köprüsü yapımında ve yapının tüm maliyetini Kommagene şehirleri olan Sammosata, Pera, Doliche ve Germeni şehirleri abidenin tüm masraflarını karşılayan Kommagene şehirleridir. Güney batı sütunlarının zıt kıyısındaki ucuna dikilmiş ve tek olan bu sütunun üzerine kayıtlı kitabenin kayıtlarına göre daha sonra İmparator Carakala olarak hüküm sürecek olan Markus Avelios-Severes- Antinous anısına yapıldığı ve şu an yok olan ve bir zamanlar tam o sütunun karşısındaki sütun ise Carakala'nın kardeşi Geta anısına yapılmıştı. İmparator tahtını devir alan Carakala kardeşi Geta'yı ölüme mahkum eder. Geta isminin bütün Roma kitabelerinden silinmesini emreden Carakala köprüdeki sütunun üzerindeki ismi silmek yerine ikinci sütunu yıkmak daha pratik gelmiş olmalı.
 
KARAKUŞ TÜMÜLÜSÜ
 
İsmini güneydeki sütunun üzerindeki muhteşem karta! heykelinden alan Karakuş Tümülüsü Kommageneli'lerin aile mezarı olarak Kommagene kralı l.mithradates Kallanikos döneminde anası isıas kız kardeşi Antiochis ve kızı için inşa edildiği bilinmektedir. Bu anıtsal yerin mezar kapsaması bir suni tepe görünümünü almaktadır. Tepenin üç yanına dikilmiş sütunlar vardır. Bu sütunların üstlerine heykeller dikilip heykellerin arkasında ise Greek yazıları bulunmaktadır. Bu yazılara göre burası Kommageneli'lerin önemli ve kutsal dini alanlardan biri olduğu ve heykellerin Pers ve Greek'lerin üslubu taşıyan Pers ve MakedonyalIların sembolü olan ve iki toplumda oluşan bir milletin dini tapınağı olduğunu yazar. Tapınağın güney sütununu üzerindeki heykel göklerin lordu ve tanrıların habercisi kartal heykeli bulunmaktadır.
 
Doğu tarafta ise iki sütun bulunmaktadır. Bunların birinde boğa diğer sütunda ise bir zamanlar aslan bulunurdu. Boğa heykeli kafası hariç diğer gövdesi durmaktadır. Aslan heykeli ise sütun üzerinden düşüp parçalanmış, parçalan şu an Adıyaman Müzesinde sergilenmektedir. Kuzey batı terasında ise bir zamanlar üç sütun bulunurdu iki sütunda aslan ve orta sütunda ise bir kabartma heykeli temsil edilirdi. Aslanların üstünde bulunduğu sütunlar zamana yenik düşerek yok olmuşlardır.
 
Orta sütun ise şuan hayattadır. Bu sütun üzerindeki kabartma heykel kral I.Mİthradates Kallanikos ve Herakles'e aittir. Bu kabartmada Herakles çıplak ve elinde sopasıyla gösterilmektedir. Bu gösteriş Herakles'in savaş tanrısı olduğuna işarettir.
 
Tümülüsün üzerinde yapılan arkeolog kazılar ve mezar soyguncuları tarafından kazılan bu tümülüsün doruğu bozulmuş, yüksekliği yetmiş beş metreden otuz beş metreye inmiştir. Genişliği sekiz yüz metre civarında olan bu tapınak günümüze ancak bu şekilde ulaşabilmiştir.
 
FIRAT'TAKİ SELEUCIA
 
Bu şehir Seleucia Krallığının kurucusu olan I.Selevkos Nikator tarafından inşa edilen veya daha sonra tekrar inşa edilen şehirlerden bir tanesidir. Roma kaynakları bu şehri Zeugma olarak bildirirler. Bu günkü ismi ise Belkıs olarak bilinir. I.Antiochos döneminde bu şehir bir askeri üst olarak kullanılmıştır. Yapılan kazılar sonucu burada dört parçaya bölünmüş I. Antiochos ile Herakles'in el sıkmasını simgeleyen bir portresi gün ışığına çıkmıştır.
 
Bu şehir aslında Kommagene Krallaığının bir parçası değildir. Ama I.Antiochos ile Roma arasındaki bir antlaşma neticesinde Pompey Kommagene egemenliğini tanır ve bu şehri Kommagene krallığına bırakır. Şehir M.S. 98-11 7 Trajan kahranlarının himayesine girer ve M.S. 193- 21İ'de Septimus Severus tarafından fethedilir ve o tarihlerde şehir etrafa yayılır. Seleucia şehri M.S. 240-272 tarihleri asında Perslerin Sassani kralı I. Shapur tarafından ortadan kaldırılır, (yok edilir.) Fakat M.S. 276 yılında şehir aynı kral tarafından karşı kıyıda kurulur ve bu şehir iki yakalı bir şehir konumunu alır. Yapılan kazılarda Belkıs doruğunun alt yamaçlarda bulunan türbelerin çoğu o döneme ait olup mükemmel bir işçilik örneği gösterilmiştir. Yer mozaiklerini parçacıkları ve birkaç duvar kalıntılarından ve iki yakalı şehrin arasındaki geçiş yolunun köprüsünün kalıntıları halen gizemini muhafaza etmektedir.
 
DİREK KALE
 
Bu kale I.Antiochos'un kültünün yerleştirildiği küçük sitelerden bir tanesiydi. Bu mabet Nemrut dağıyla karşı karşıdadır. Buradan Nemrut dağı görülmektedir. Kalenin en üstteki avluda iki tane sunak vardır. Bu sunaklar Artemis ve Apollon anısına yapılmıştır. Bu mabedin M.S. I. Yüzyılda yapıldığı düşünülür. Alt avlunun diğer iki mabedi ise M.S. 2. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu günkü kalıntılar tamamen Roma döneminin kalıntılarını taşımaktadır. Burada arkeoloji çalışmaları olmadığı için fazla bilgi elde edilememiştir.
 
SOFRAZ KOY
 
Sofraz köydeki yerleşim biriminin I.Antiochos tarafından kurulan kült sitelerinden biri olduğu ve orada kazı çalışmaları esnasında çıkan bir kabartma heykel I. Antochos ve Apollan el sıkmasını (tokalaşma) sitilinde portre edilmiş ve kabartma bazalttan yapılmıştır. Kral I. Antiochos Seramom kostümüyle gösterilip bir eli Apollan'a karşı uzatılmıştır.
 
Apollon'un ise çekici vücudu çıplak bırakılmış, sırtı nın üzerine ipek gibi bir cins kumaş atılmış, o ılgın ağacı yerine elinde bir zeytin dalı tutar ve kafasındaki tacı güneş ışınlarıyla temsil edilmiştir. Bu kabartma heykel I.Antiochos döneminde yapılmış olup, şu an Gaziantep Müzesinde sergilenmektedir. Buradaki kült sitesinin içindeki dar kenarlı dikili taşın üzerindeki yazıtlarda bu kült sitenin Apollon ve Artemis anısına yapıldığı ve I. Antiochos'a "Büyük Kral" olarak değil "Kral" olarak kayda geçmesi, Greek, Pers dinleri arasında Syneresis vuku bulmadan önce olduğu ve bu ip uçlarına dayanarak bu tarih I.Antiochos'un kültünün kuruluşunun başlangıcı olduğu tahmin edilmektedir.
 
SESÖNK (ÜÇ TAŞ)
 
İsmini etrafındaki üç sütundan alan ve şu an üç taş olarak bilinen bu (Hierothesion) bir yığma hüyük ve hüyükün etrafında üç duble sütundan oluşmaktadır. Bu sütun grupları her hangi bir özel eksen üzerinde kurulmamıştır. Fakat en uygun yerlere dikilmişlerdir. Bu sütunların merkezi bölümlerine basit tabureler oturtulmuş ve bu tabureler üstüne çiftli kartal ve kartalların arasına çiftli (kadın-erkek) heykelleri oturtulmuş olup sol tarafta kadın heykeli yer alıp ayağı hafiften ilerlemiş bir şekilde elinde ise dini törenlere ait bir demet ağaç dallan tutar. Bu çiftin Kral I.Mİthradetes Kallanikos ve Kraliçe Laodika olduğu tahmin edilmektedir. Bu mabet zamana yenik düşerek harabe haline gelmiştir. Mezar bölmesine giden kayalar oyularak ve kesilerek dar geçit yolu tamamen çökmüş ve tünel kapanmıştır. Bu sütun grupları etrafa yığılarak gönümüze harabe halinde kavuşmuştur.
 
KOMMAGENE KÜLTÜRÜ
 
Uzak zamanlardan beri Kummuh veya Kummagene ülkesi birbirleriyle tamamen ilişkili olan kültürel ve doğal bir çift zenginliğe sahiptir. Madencilik ve zengin demir yataklarından dolayı demirin yeşerdiği topraklar denilmiştir. Bölgedeki taş üzerindeki mimarisiyle Piru'nun yanındaki Planlı Mağarasının Anadolu tarihinde önemli bir yeri vardır. Halaf, Urak, Ubayt kültürleri Kommagene kültürüyle aynı olduğuna dair Nemrut dağı tümülüsü kazıları esnasında gözleniyordu ki Mezopotamya ile var olan anlaşımlara tanıklık ediyordu. Cypriot özellikleri batıya olan ilişkilerinin devamı ve sonuncusudur. Kommagene'nin politik rolü ve coğrafi durumundan kaynaklanmaktadır.
 
Eski medeniyetlerin kaynaklarına göre Fırat nehri üzerinde bir geçit yolu bulunurdu. Bu yol Fırat kenarındaki iki yakalı Seleucia şehriydi. Yeni adıyla (Belkıs) yakınlarında salların birleştiği yerde iki yerleşim birimi arasında bir köprü bulunurdu. Doğu ve batı kültürünü birbirine bağlayan bu köprü aynı zamanda ticaret yapan kervanların kullandığı bir geçit yolu idi. Batı ve doğu kültürünü sentenize eden Kommagene ülkesi Klanik dönemde kültürünün ana temelleri dinde mevcuttu. Dini sermoniler Kommageneli'lerin yaşamlarında önemli bir etkisi vardı.
 
Arkeolojik araştırmalara göre bölgede bazı mağaraların insan tarafından dini amaçlı kullanıldığı ve bunların tarihi taş devrine dayandığı bu uzun çağla ilgili kültürün Kommageneli'lere dayandığını söyleyebiliriz. Nemrut dağındaki tapınak aynı zamanda dinin kültürel bir merkezi olduğu kesindir. Kültürü dinle birleştiren Kommageneli'ler (Hierothesiyon)lar teşkil etmişlerdir. Hierothesion kelimesi Greek telaffuzundan çıkmış bir kelime anlamı ise ebedi kalan kutsal yer ve mekanlara denir.
 
Kommagene'de iki çeişt hierothesionlar vardır. Bazıları tümülüsü olan hierothesionlardır. Nemrut dağı ve Karakuş ve Sesünk'teki anıtlar tümülüsü olan hieorothesionlardır. Fırat nehri kenarındaki Arsameia Hierothesion'u tümülüsü yoktur. Bu kutsal alan Kommagenenin ilk kralı Samos anısına yapıldığı ve Nymp nehri (Kahta çayı) kenarındaki Nymphalous Arsameia'sı tümülüsü olmayan hierothesiondur. Bu kutsal alan Arsames döneminde yapılmışsa da daha sonra I.Antiochos burayı restore edip bir kült sitesi haline getirip atalarının anılmasını canlı kılmıştır. Kendi yaratıcılığının güvencesi olarak tekrar onarılan bu tapınaklar çok benimsenmişse de bölgedeki tümülüslü tapınaklar yanı mezar kapsamaları bu inancı çökeltmiştir.
 
M.S. 72 yılında Kommagene çökme nedeni Kommageneli askerlerin Roma Lejyonların dinlerini benimseyip onlara katılmasıdır. Roma Lejyonları bu askerlerin cesaretli tavırları ve kendi inançlarındaki kargaşalıktan dolayı Romalılara katıldılar. Roma Lejyonları bunu fırsat olarak gördüler. Kommagene Krallığına saldırdılar.
Bu savaş son Kommagene savaşı oldu. Artık Kommagene Roma Krallığının bir parçası olarak tarihteki yerini aldı. Bu dönemde Jüpiter Dalidainisa şehirleri bir propaganda ve güven yeri olarak kaldılar. Daha sonra Dülük Baba kutsal yer olup Teşup mezhebi adı altında inançlarını sürdürdüler. Tümülüsü olan tapınaklar ise Kommageneli din adamları tarafından ibadet yerleri olarak kaldılar.
 
KRAL I. ANTİOCHOS'UN ATALARI
 
Kommagene Kralı I.Antiochos M.Ö. 69-34 Nemrut Dağı Atalar galerisinde (soyağacında) Baba tarafında kendisini Pers kralı Büyük Darios'a bağlar. (M.Ö. 522-323) Yapılan araştırmalara göre çok eski tarihlere dayanır. M.Ö. 401 yılında II.Artaxerxes ve kardeşis Cyrus arasındaki Kaunaxa muharebesi esnasında atası Ornades Pers kralına yardım eder. Bu zaferden sonra kralın kızı Rhodogune'yi kendisine eş olarak alır.
 
Onun büyük dedesi muhtemelen Rhodogune'nu torunu idi. İşte bunun için Perslerden nesil iddiasında bulunan Kral I.Antiochos Nemrut dağındaki atalar galerisinde Kaideler üzerindeki sıralamada 1.kaide I. Darios (M.Ö. 522-323), 2. kaide Xerxes (M.Ö. 486-465/4), 3. kaide I. Artaxerxes (M.Ö. 465-4 - 425), 4. kaide II. Darios(M.Ö. 425-404), 5. kaide II. Artaxerxes (M.Ö. 404-359/8), 6. kaide I.Aroandes, 7. kaide II. Aroandes, 8. kaide III. Aroandes, 9. kaide Mithranes, 10. kaide IV. Aroandes, 11. kaide Sanios (M.Ö. 245), 12. kaide Ptolamaios (M.Ö. 170) (Ptolamaios muhtemelen Kommagene eyalet valisidir), 13. kaide Samos (M.Ö. 130), 14. kaide Arsames, 15. kaide I.Mİthradates Kallanikos (M.Ö. 100).
 
Kommagene kralı I. Antiochos Nemrut dağındaki yazıtlardakendisini Yunan tanrılarının içine dahil edip asil soyunun Yunanlı anası tarafından geldiğini iddia etmektedir. I. Antiochos'un anası Selevkos Kralı VII. Antiochos Geriposan'ın sonuncu kızı Laudika'dır. Böylece Antiochos ana tarafındaki soyunun Selevkoslardan olduğunu ve Makedon kralı Büyük İskender'e bağlar. Nemrut dağındaki ana tarafındaki atalar galerisinde I. Kaide Büyük İskender (M.Ö. 352-323), 2. kaide Alexandear (M.Ö. 323-312), 3. kaide Seleukos (M.Ö. 312- 280), 4. kaide I. Antiochos (M.Ö. 280-261), 5. kaide II. Antiochos ( M.Ö. 261-246), 6. kaide II. Seleukos (M.Ö. 246-226), 7. kaide III. Seleukos (M.Ö. 226-222), 8. kaide III. Antiochos (M.Ö. 222-187), 9. kaide IV. Seleukos (M. Ö. 187-175), 10. kaide IV. Antiochos (M.Ö. 1 75-164), 11. kaide Demetrios (M.Ö. 162-150), 12. kaide II. Demetrios (M.Ö. 146-140),13. kaide VII. Antioshos (M.Ö. 138-129), 14. kaide VIII. Antiochos (M.Ö. 121- 96), 15. kaide Mithradates Kallanikos Nemrut dağındaki atalar galerisini şu şekilde bağlayan I. Antiochos kendi soyunun Pers ve Makedonlu olduğunu iddia eder. Öyle görülüyor ki Kommagene M.Ö. 2. yüzyılda bir eyalet olduğu sanılmaktadır.
 
Kommagene hanedanlığının kurucusu olarak bilinen Samos 'un babası ve Kommagene valisi Ptoemaios (M. Ö. 1 75-1 64) bağımsız bir kral gibi davranmışsa da Kommagene Selevko Krallığının bir eyaleti olduğu tahmin edilmektedir. Kommagene Krallığının kurucusu Samos kabul edilirse bu tarih bizi M.Ö. 3.yüzyılın başlangıcına götürür. Samos'tan sonra Arsemes tahta geçer ve iki şehir kurduğu ismini bu şehirlere verdiği ve bu şehrin kurucusu olduğu ve bu şehirlerin Fırat'taki Arsameia ve Nymphalos oldukları bilinmektedir. Arsemes I. Mithradates Kallanikos'tan öncedir. Bu ip uçlarına dayanılarak Arsemes'in hüküm sürdüğü dönemi M.Ö. 3. yüzyıl olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönem Selevkosların Anadolu'yu kendi federasyonlarına bağlamaya çalıştıkları bir çağa rastladığı ve bu çağda Mithradates Kallanikos'un tahta geçtiği ve bu devamlılık 1. Antiochos'a kadar sürer.
 
I.Antiochos'a kadar krallar muhtemelen atalarıyla alakaları yoktu. I. Mithradetes Kallanikos Selevkos kralı VIII. Antiochos Grypos'un kızı Laodikayla evlenerek hanedanla uzlaşmayı sağlar. Söz konusu hanedanın ülkeyi ele geçirme isteklerine karşı Kommagene krallığı kendilerini başarılı bir şekilde savunurlar. M.Ö. 69'da Selevkos krallığı Romalılar tarafından kaldırılmasına rağmen o dönemlerde tahta geçen kral !. Antiochos Roma kralı Pompeios ile bir antlaşma yapar. Bu dönemde Suriye Roma'nın bir eyaleti olur. Pompeios Kommagene topraklarının bir kısmını Kommagene'ye bırakır.
Kommagene Kralı I.Antiochos kendi hayatının en önemli kararını vererek Nemrut Dağındaki (Hierothesionu) inşa eder. Nemrut Dağındaki bu kutsal alan, hem bir hac yeri olur, hem de kendi yaratıcılığının abidesi olmuştur.
 
I.Antiochos küçük devletini politik kargaşalardan zarar görmeden kurtardığına inanıyordu. Ama Roma'nın gücünü tam değerlendirememişti. Geriye büyük bir kuvvet bırakan ve ülkenin her yanına askeri üst kuran I.Antiochos haleflerine de bu geleneği sürdürmelerini bir çok vesileyle anlatmıştı. I. Antiochos 'un halefleri Roma ile dostluk politikalarına rağmen M.S. 72 yılında Roma Lejyonlarına karşı yapılan savaşta Kommagene yenik düşer ve bu savaş son Kommegene savaşı olur. Bu savaştan sonra Kommagene'nin bağımsızlığına son verilir. Kommagene artık Suriye'nin bir eyaleti Roma'nın bir parçası olarak yerini alır. Bu tarihten sonra kral ailesine Roma'yı yurt edinme daveti yapılır.
 
Son Kommagene Kralı IV. Antiochos Roma'ya götürülür. (M.S. 114-116). Bu tarihten sonra Romalı fatihler yenik bir ülkenin krallarının kültü ile tanrılarını birleştiren bir dine fazla önem vermediler. Çünkü o tarihten sonra Zeus ve Herakles Kommagene başlıklarını taşımadılar. Kommagene topraklarından çıkan Parslı Işık tanrısı o devrin dünyasını feth etti. Işık tanrısı Mithras daha sonra Frigya başlığı ile Roma Lejyonlarının tanrısı oluverdi.
 
KOMMAGENE KRALI I. ANTİOCHOS'UN FELSEFESİ
 
Nemrut Dağı hiyeroglofisi M.Ö. I. Yüzyılda Güneydoğu Anadolu'da doğmuş mahalli kültürün yegane ürünüdür. Kommagene'deki abidelerin eski ve güçlü medeniyetlerin sentezini taşıyan ve bu medeniyetlere borçlu olmadıklarını gösteren farklı bir geleneğe sahiptirler. Kommagene topraklarının muhtelif yerlerinde karşılaştığımız abideler kral I. Antiochos tarafından kendisi ve atalarının dini için tasarladığı ve aynı zamanda bu kültürün sentezinde kendi öz kültürünü ortaya çıkarma becerisini göstermiştir.
 
Bölgede uzun yıllar hüküm süren ve bölgeyi yöneten Selevkoslar, Pers'lerin politikalarını benimsedikleri kesindir. Fakat Persler ise idare şekli ve inançların kökleri Iranlılar - Asurlular - Hititler gibi eski medeniyetlerin tarihine dayanır. Bu medeniyetlerde hükümdar ilahi bir kral olup tanrıların erdemine sahipti. Kutsal inançlarını ölümsüzleştirmek için anıtsal mimaride taş kullanmışlardır, inançlarını kaya yüzeylerine ve yahut kutsal alanlarda teraslar oluşturarak teraslara konulacak rölyefler için dayanıklı taş kütlelerini yontarak rölyefler bu teraslara yerleştirerek kendi inançlarını ebedileştirmişIerdir. Doğuya ait bu yönetim şekli 2000 yıllık Pers istilası esnasında batı Anadolu merkezinde Yunan medeniyetinden geldiği ve Yunanlı mimarlar kendi becerilerini doğunun nüfuzlu kimselerine veyahut yeni efendilerine adapte etmeye ve sanattaki üstün yeteneklerini göstermişlerdir
 
Zaman zaman kral sarayları yapımında çalışan Yunanlı mimarlar İran'a kadar seyahat ettikleri ve bu mimarların ve duvar ustalarının batının teknik aletlerini doğuya taşıdıkları için Büyük Alexandar'ın fetihleri Yunan tarzlarını İndo nehirlerine kadar götürdükleri ve Alexender'in doğudaki halefleri Selevkoslar doğuya Helenistik kültürünü yaydıkları ve bu kültürü Nemrut dağı gibi zengin abidelerde görmek mümkündür. Yunanlılar tarafından kurulmuş yeni şehirlerin batının diğer kültürü ile Pers kültürüyle birleştirerek Grek Pers tanrıları arasında bir senkronize (eş zamanlık) yer alır. Bu değiş tokuş aynı zamanda onların günlük yaşamlarında da yer alır. Nemrut dağında abidenin Greek ve Pers kültürünü taşıyan bir tapınak olduğu açıkça meydandadır.
 
Nemrut dağındaki abidenin doğu ve batı teraslardaki yapılan Yunan tanrıları Pers kıyafetleriyle yapıldığı ve Perslerin bu giyiniş tarzı Yunan zengin sınıfı Perslerin giyim biçimini ve saraya ait seromoni geleneklerini benimsedikleri açıkça görülmektedir. Perslerin Mazda ayinlerinin Aromai doğa dili Yunan diline yanı Greek yazılarla okunduğu ve Nemrut dağı ve Kommagene abidelerindeki Persli Güneş tanrısı Mithras'ın ismi Yunan mitolojisinde yer almaya başlar. Mihtras daha sonra Roman Panteon tarafından tanrı olarak kabul edilerek ve özellikle Roma Lejyonları arasına tanrı olup popülerlik kazanacaktı. Kişiyi kültün yeni kutsama şekilleri mithratik uygulaması onları vaftiz ederek daha sonra Hristiyan uygulamalarına ilham verecektir. Bölgedeki hükümdarların soy geleneğini oluşturması yalnız krallara has bir uygulamaydı. Örneğin Trojan kahramanları atalarının popülerlik bir kaynağını oluşturarak Akdeniz kıyıları boyunca kurulan bir çok şehirlere atalarının isimlerini vermişlerdir. Bu popülerlik Kommagenelerde de mevcuttu. Kommagenede I. Antiochos'a kadar muhtemelen atalarıyla bağlantıları olmamıştır. Fakat kral I. Antiochos ataların popülerlik kaynağını Nemrut dağında birleştirmişti.
 
Kendi soyunu Perslere ve Makedonlara bağlatan kral I.Antiochos Nemrut dağındaki kitabelerinde açıkça iddia etmektedir. Kommagene anası oluveren Loadika Selevkos kralı VII. Antiochos Grippos'un sonuncu kızıydı. Kommagene kralı I. Mithradates Kallanikos Loadikayla evlenerek hanedanla uzlaşmayı sağlamıştı. Böylece I. Antiochos kendi soyunu Makedon kralı Büyük Alaxandar'a (İskender'e) bağladığını iddia eder. I.Antiochos'un Pers geleneğini sürdürmesi eski tarihlere dayanır. Pers kıyafetiyle giyinmesi ve tanrıları Pers kıyafetiyle portre etmesi çok eski tarihe dayanır. M.Ö. 401 yılında II. Artaxerxes ve kardeşi Cypros arasındaki Kaunaxsa muharebesi esnasında Antiochos'un atası olan Ornades Pers kralına yardım etmesiyle bu muharebeden zaferle çıkan Pers kralı kendi kızı Rhodogun'yi kendisine eş olarak verir. Daha sonra tahta oturan kişi muhtemelen Rhodogune'nin oğluydu. İşte bunun için Perslerden soy iddiasında bulunan kral I. Antiochos'un bu geleneği sürdürmesi kendi atalarına gösterdiği saygıyı göz önüne sermektedir. Sofraz köyündeki kitabelerin kayıtlarına göre kendisini Yunan tanrıları içine dahil eden I. Antiochos asil soyunun Yunanlı anası Loadika'dan geldiğini iddia eden ve Yunanlar da nesil iddiasında bulunmaktadır.