• +90 532 342 23 89
  • info@anadoluatlasi.com
  • www.anadoluatlasi.com _

Eskişehir'in Seyitgazi ilçesinde 1996'dan bu yana sürdürülen Küllüoba Höyüğü kazılarında, bölgede 4 bin 200 yıl önce kuraklık yaşandığı belirlendi.Kazı başkanı ve Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Türkteki öncülüğünde Hacettepe ve Batman üniversitelerinden öğretim üyeleri ve öğrencilerden oluşan 35 kişilik ekip, milattan önce 3500-1900 yıllarında Tunç Çağı'nda 1600 yıl boyunca kesintisiz yerleşik hayat sürülen Küllüoba'da kazı çalışmaları yürütüyor.
İlçe merkezinin 15 kilometre kuzeydoğusunda yer alan, 350 metre boyunda, 150 metre enindeki höyükte bulunan büyük depolama siloları, keçi kemikleri, karaburçak tohumlarından yola çıkan ekip, arkeozoolojik ve arkeobotanik çalışmalar sonunda bölgede yaşayanların 4 bin 200 yıl öncesinde kuraklıkla mücadele ettiğini saptadı.Tohumları özel kaplarda saklamışlar Doç. Dr. Türkteki, AA muhabirine, milattan önce 3000 yılına tarihlenen "İlk Tunç Çağı 1" dönemine ait Küllüoba'nın sınırlarının tahmin edildiğinden daha büyük olduğunu belirlediklerini söyledi.Höyüğün güney kesiminde İlk Tunç Çağı 1'e ait yapıların bulunduğunu belirten Türkteki, şöyle konuştu:"Yaptığımız arkeozoolojik ve arkeobotanik çalışmalar, Milattan Önce 2200 yılından sonraki dönemde önemli bir kuraklığın yaşandığını gösterdi. Tıpkı günümüzde olduğu gibi önemli bir kuraklığın olduğunu gösteriyor. Öncelikle hayvan kemiklerinde bunu anlayabiliyoruz. Özellikle kuraklığa daha dayanaklı olan keçinin, koyun yerine tercih edildiğini bu dönemde görüyoruz. Kuraklık nedeniyle hayvanların boyutlarında da bazı küçülmeler olduğunu görüyoruz. Bununla ilgili bir diğer bulgu da bitkilerle ilgilidir. Kuraklığa daha dayanaklı bitkilerin ekilmeye başladığını belirledik. Özellikle karaburçak oranında bir artış gördük. Karaburçak kuraklığa dayanıklı bir bitki türüdür. Çeşitli baklagiller de ürünler içinde yer alıyor. Bu kuraklığın 200-300 yıl sürdüğü öngörülüyor."Türkteki, o dönem tohumların özel olarak saklandığı bilgisini verdi.Tohumların konulduğu çömleğin ağzının kille sıvanıp damga ile mühürlendiğini dile getiren Türkteki, "Tohumu koruyup, güvenliğini sağlamak için bunun yapıldığını görüyoruz. Burada yaşayanların iklimsel şartlara uyum sağlamak için ellerinden geleni yaptıklarını anladık. Tarım ve hayvancılıkta kuraklığa dayanaklı canlıları ve ürünleri tercih ettiklerini belirledik. Küllüoba insanı kuraklık şartlarına uyum sağlamış. Bu, günümüze de bir mesaj olabilir." dedi.

Kaynak: AA

UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde yer alan Laodikya Antik Kenti'nde devam eden kazı ve restorasyon çalışmalarında 2 bin yıllık olduğu değerlendirilen rahip başı heykeli bulundu.
Geçmişi milattan önce 5500'e uzanan Laodikya'da kazı ve restorasyon çalışmaları Prof. Dr. Celal Şimşek başkanlığında devam ediyor. 
Şimşek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 15 bin kişilik Batı Tiyatrosu'ndaki heyecan verici bir buluntuyu gün yüzüne çıkardıklarını söyledi.
Tiyatroyu birebir koruyarak ayağa kaldırmaya çaba gösterdiklerini anlatan Şimşek, "Tiyatronun sahne binasından batıya uzanan ve milattan sonra 5. yüzyıl başında yapılan sur duvarının kuzey yönünde 8 metrelik bir dolgu vardı. Depremlerde yıkılan binaların atıkları diyebileceğimiz dolgunun kaldırılması esnasında 2 bin yıllık olduğunu değerlendirdiğimiz çok güzel bir rahip portresiyle karşılaştık." ifadelerini kullandı
Şimşek, kasım sonu itibarıyla antik kentte kazıların tüm hızıyla devam ettiğini ve heykel başının bu yılın en güzel eserleri arasında yerini aldığını belirterek şunları kaydetti: 
"Geç Helenistik erken imparatorluk dönemine, yani günümüzden 2 bin yıl öncesine tarihleyebileceğimiz yaşı, yaptığı meslek ve özellikle çok canlı nitelikli bir portre olması bakımından 2020 yılının en güzel buluntuları içinde yerini alıyor. Kazı ekibi olarak tüm mutluluğumuzu paylaşıyoruz. Bu heykel başı nitelik, portre ve çok üst düzeyde bir eser bakımından önemli. Belki de şehrin baş tanrısı Zeus'a ait tapınağın rahibi olabilir. Ya da dokuma tanrıçası Athena olabilir. Tam net değil. Ama bir tapınağın yöneticisi olduğu net anlaşılabiliyor. Orta yaşın üstünde bir kişiye ait. "AA
Gürpınar ilçesindeki Çavuştepe Kalesi'nde üç yıl önce ortaya çıkarılan nekropolde, Urartularda aristokratlarının gömüldüğü değerlendirilen alanda bulunan iskeletin boyun kısmında da takılar bulundu.
Urartu aristokratlardan birinin çocuğuna ait olduğu değerlendirilen iskeletteki ejder başlı bronz bilezikler, bölgede bugüne kadar yapılan kazılarda ilk kez karşılaşıldı. Buluntular, Urartu döneminin ölü gömme adetleri ve yönetici sınıfıyla ilgili yeni bilgilere ışık tutacak.
Kazı başkanı ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Rafet Çavuşoğlu, "Nekropol alanı dediğimiz yer gizemini hala koruyor. Bu gizemi çözmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kazı yaptıkça yeni bulgularla karşılaşıyoruz. Bugünkü kazı çalışmalarımızda 3 yaşlarında yeni bir gömüyle karşılaştık. Bu gömü, Urartu arkeolojisi açısından bir ilk. İlk kez böyle bir gömüyle karşılaşıyoruz" dedi.
Çavuşoğlu, "Hoker tarzında gömülmüş bir bebek. Bebeğin üzerinde şimdiye kadar rastlanmayan iki kolunun pazuları kısımları üzerinde küçük ejder başlı bronzdan bilezik var. Bununla birlikte boyun kısmında amulet dediğimiz bir kum taşı ve boncuklardan kolye var.
Baş kısmında küçük bir kase var, yiyecek bırakılmış. Bu, bebeğin önemli şahsın bebeği olduğunu bize gösteriyor. Çok güzel süsleyip kapatmışlar. Dini törenle ve ağıt yakılarak gömüldüğünü düşünüyoruz çünkü çok titizlikle yerleştirmişler.
Bu bulgu, Urartuların bebeklerini çok iyi bir şekilde süsleyerek öbür dünyaya uğurladıklarını gösteriyor. Urartu arkeolojisi açısından çok önemli bir bulgu. Biz bilim insanları açısından çok muazzam ve heyecan verici bir durum çünkü Urartu arkeolojisine yeni bir katkı sağlayacak. Kazı devam ediyor, yeni bulguların daha çıkmasını bekliyoruz" diye konuştu.
Gürpınar Kaymakamı Fatih Sayar da Gürpınar ilçesinin kadim bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, "İlçemiz, Çavuştepe ve Hoşap ve Zernek kaleleriyle farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Bu alanlarda yapılan kazılarda her gün yeni bulgulara rastlanıyor.
Bu yeni bulgular hem ilimizin hem de ülkemizin turizmine önemli katkı sağlayacak. Bizler de kazı ekibinin çalışmalarını destekliyor ve önemsiyoruz" ifadesini kullandı. (AA)

Bitlis'teki Eski Ahlat Şehri İç Kalesi'nde yürütülen kazı çalışmalarında Karaz kültürüne ait olduğu tespit edilen 5 bin 200 yıllık seramik parçaları bulundu.

Ahlat Müze Müdürlüğünce, Harabeşehir Mahallesi'ndeki mağaraların bulunduğu alanın üst kısmındaki kaya bloklarının üzerine kurulu iç kalede başlatılan kazı çalışmaları devam ediyor.
AA'da yer alan habere göre, kazı çalışmalarını yürüten Eski Ahlat Şehri Kazıları Bilimsel Koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Kulaz, gazetecilere yaptığı açıklamada, bu yıl iki alanda gerçekleştirdikleri açmalarda, önemli bulgulara ulaştıklarını açıkladı.
Milattan önce 3200'lü yıllarda kullanılmış Karaz kültürüne ait seramiklere, Demir ve Orta Çağ dönemlerine ait kalıntılara rastladıklarını belirten Kulaz, şu bilgileri verdi:
"İç Kale kazıları sonucunda çok sayıda seramik buluntusu elde ettik. Bunlar, kalenin tarihlendirilmesi konusunda önemli ipuçları veriyor. Elde ettiğimiz seramik parçalarını tasnif ettik. Yüzde 7'si Karaz kültürü ile Tunç Çağı dönemine, yüzde 17'sinin Demir Çağı, geriye kalanların tamamı da Orta Çağ dönemine ait seramiklerden oluşuyor. Bu da Ahlat İç Kalesi'nin milattan önce 3200'lerden başlayan bir yerleşim yeri olduğunu gösteriyor. Burada kazılarımız derinleştikçe bulgularımız da artacak. Doğu Anadolu'da ve birkaç bölgede görülen Karaz kültürünün burada da var olduğunu tespit etmek oldukça önemli. Çünkü Karaz kültürü milattan önce 3200'lerde görülüyor."
Kulaz, Urartular dönemine has seramik parçalarından da buluntuların ortaya çıkarıldığını, alt tabakalarda Urartu dönemine ait mimari dokuyu da bulmayı umut ettiklerini dile getirdi.
Seramikler birleştirilecek
Seramiklerin tasnif işlemlerinin devam ettiğini belirten Kulaz, "Kazı alanında bulduğumuz seramikleri öncelikle belgeleyerek temizleme ve etiketlendirme işlemleri için kazı evine taşıyoruz. Burada bütünleşebilecek seramikleri yıkadıktan sonra birleştirmesini yapıyoruz. Daha sonra çizimlerini yaparak bilgisayar ortamında formlarını, özelliklerini, rengini, hamurunu, hangi kültüre ait olduğunu ve benzeri özelliklerini kaydediyoruz. Bu şekilde bilgilerin kalıcı olmasını sağlıyoruz. Envanterlik malzemeleri de kazı sonunda dosyalar halinde müzeye teslim ediyoruz." diye konuştu.

Çanakkale'nin Eceabat ilçesinde bulunan Maydos Antik Kenti'nde bir süredir kazı çalışmaları devam ediyor. Kazı Başkanı Doç. Dr. Göksel Sazcı'nın önderliğinde yürütülen çalışmalarda, Erken Demir Çağı'ndan kalma koç figürü bulundu.

Eceabat’ta bulunan 5 bin yıllık Maydos Antik Kenti’nde, bu yıl 11’incisi yapılan kazılara 10 kişiden oluşan kazı ekibi ve 7 işçiyle, corona virüsü tedbirleri alınarak devam ediliyor. Temmuz ayında başlayan çalışmalarda, Erken Demir Çağı ve Arkaik Dönem tabakalarına önem veriliyor.
 
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Maydos Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Göksel Sazcı yönetimindesüren kazılarda, Erken Demir Çağı’na ait tabakalar içinde yapılan kazı çalışmaları sırasında 3 bin yıllık koç figürü bulundu. Erken Demir Çağ dönemine ait olduğu tespit edilen koç figürü, kazı ekibi tarafından koruma altına alındı. Kazı çalışmalarında koç figürünün yanı sıra günlük hayatta kullanılan kaplar, taş aletler, metal objeler, ağırşaklar da bulundu. Buluntuların, ilk Tunç Çağı’ndan, Arkaik Dönem’e kadar farklı evrelere ait olduğu tespit edildi.
 
‘ASIL AMAÇ TUNÇ ÇAĞI TABAKALARINI İNCELEMEK’
 
Maydos Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Göksel Sazcı, bu yıl ağırlıklı olarak Erken Demir Çağı ve Arkaik Dönem tabakalarını araştırdıklarını belirterek, asıl amaçlarının Tunç Çağı tabakalarını irdelemek olduğunu söyledi. Tunç Çağı’yla da alakalı birkaç yerde sondaj açtıklarını ve yerleşim ile kronolojiyle ilgili sonuçlar elde ettiklerini anlatan Sazcı, “Kazıların ilk 10 yılında höyükteki yerleşmede Stratigrafiyi tespit amaçlı çalışmalar yaptık. Geçen yıldan itibaren de daha geniş alanlarda mimari buluntular çıkartmak üzere höyüğün merkezine doğru ilerlemeye başladık” dedi.
 
‘HANGİ AMAÇLA KULLANILDIĞI HENÜZ BİLİNMİYOR’
 
Kazı Başkanı Doç. Dr. Göksel Sazcı, bulunan koç figürünün Erken Demir Çağı’na ait ender rastlanan hayvan figürlerinden birisi olduğunu ve yaptıkları kazı çalışmalarında ilk defa böyle bir objenin karşılarına çıktığını söyledi.
Sazcı, “Günümüzden yaklaşık 3 bin yıl öncesine ait bir buluntu. Erken Demir Çağı, kabaca M.Ö. 1200-900 yılları arasında tarihleniyor. Balkan kavimlerinin etkisinin yoğun olduğu bir döneme denk gelen bir koç figürü. Bu koç figürünün kesin olarak hangi fonksiyonda kullanıldığını söylemek zor. Kült amaçlı kullanılmış olabilir. Belki çocuk oyuncağı olarak kullanılmış olabilir. Üzerinde delikler var, bir yere asıldığını düşünüyoruz. Belki altında bir kapak vardı, kapağın üzerindeki aplikasyona ait olabilir.” ifadelerini kullandı.
Tüm detayları değerlendirme aşamasında olduklarını belirten Sazcı, buluntu hakkında ileride daha fazla şey söyleyebileceklerini kaydetti.
 
Maydos Antik Kenti’nde süren bu yılki kazı çalışmalarının bu ay sona ereceği belirtildi. 

Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, UNESCO'ya sunulan ve dünya mirası olmanın ilk adımı olan geçici listeye, 16 Nisan'da Türkiye'den 5 yeni kültür varlığı daha eklendi. Böylece 2019 yılında listede 78 olan Türkiye'nin kültür varlığı sayısı, 83 oldu.

Kırmızı Saray veya Kızıl Avlu da denilen bu devasa kırmızı tuğlalı bazilika, Bergama antik kenti Pergamon’da bulunan anıtsal bir harabedir.

Bir Dünya Mirası Alanı , Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından, uluslararası antlaşmalar tarafından yasal olarak korunan kültürel, tarihi, bilimsel veya başka bir önem türüne sahip olmak için seçilen bir dönüm noktası veya alandır .

Roma İmparatorluğu döneminden kalma bu köprü Antalya'da yer almaktadır. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini görmüş olan bu köprü hala tüm bakirliği ve doğallığıyla ayakla durmaktadır. Bu köprüye Köprülü Kanyon Milli Parkı içinden ulaşılabilir.

Cuma, 19 Haziran 2020 08:51

MİLAS

Yazan

Stephanos Byzantinos writes in his Ethica that Mylasa was named after Mylasus, son of Chrysaor, the grandchild of Sisyphus and Aelos. The ancient Greeks regarded the Carians as the oldest habitants in the Aegean region, together with the Lelegs and Plasgs. In the epics of Homeros, the Carians and the Lelegs are mentioned as being of Asian origin, having fought in alliance with Priamos, the Trojan king.

Manisa’da tarihi milattan önce 8. yüzyıla kadar uzanan ve 12 Aiol kentinden biri olan Aigai Antik Kenti’nde yapılan arkeolojik kazılarda her yıl yeni buluntular ortaya çıkarken 2018 yılı kazıları da yeni bir buluntuyla tamamlandı. Tiyatro alanına giriş çıkışları kolaylaştırmak için yapılan ve vomitorium adı verilen 2 bin 200 yıllık giriş ilk günkü ihtişamıyla bulunurken, yapının şehirde nüfusun artmasıyla birlikte tiyatroya giriş çıkışlarda bir sıkıntı olmaması için inşa edildiği düşünülüyor.

MANİSA'nın Yunusemre ilçesi Yuntdağ Köseler Mahallesi yakınında bulunan Aigai Antik Kenti'nde 2019 yılı kazı çalışmaları 'nekropolis' alanında başladı. Şimdiye kadar 1000 yıllık geçmişi olan 3 bin mezarın bulunduğu bölgede çalışmalar devam ediyor.

Bursa’nın İznik ilçesindeki bir inşaatın temel kazısı sırasında tarihi hamam kalıntılarına rastlandı.

Carl Humann 1 Nisan 1839'da Steele an der Ruhr'da doğdu. 1850-1859 yılları arasında Essen'deki Burggymnasium'a katıldı. İlk çizimleri ve matematiksel yetenekleri onu inşaat mühendisi olmaya götürdü.